Çarşamba, 23 Eylül 2026
Köşe Yazıları
Muhammed Antil
Köşe Yazısı
Muhammed Antil
Sosyoloji • İslam • Düşünce

Kur'an'da Zulüm Düzeninin Üç Boyutu

23 Eylül 2026 · 46 görüntülenme

Kur'an, Firavun, Haman ve Karun'u yalnızca geçmişte yaşamış üç şahsiyet olarak anlatmaz. Bu isimler, gücün, kurumların ve servetin insan üzerinde nasıl tahakküme dönüşebileceğini anlamamız için önemli bir çerçeve sunar.

Firavun siyasal gücün, Haman kurumsal gücün, Karun ise ekonomik gücün tahakkümünü temsil eden birer tipoloji olarak okunabilir.

Firavun, gücü kendisinde toplayan ve onu sorgulanamaz hale getiren bir anlayışının sembolüdür. Kur'an, onun yeryüzünde büyüklendiğini, halkını sınıflara ayırdığını ve bir kesimi zayıflattığını bildirir. Onun "Ben sizin en yüce rabbinizim" iddiası ise siyasal otoritenin nasıl mutlaklık ve hatta haddi daha da aşarak tanrılık iddiasına dönüşebileceğini gösterir.

Firavuni zihniyetin temelinde istikbar vardır: Gücü hakikatin ve adaletin önüne koymak, kendisini üstün görmek ve başkalarının hakkını kendi idaresinin altında değerlendirmek. Fakat zulüm yalnızca zalim bir yöneticinin iradesiyle ayakta kalmaz. Burada karşımıza Haman çıkar.

Haman, Firavun'un iktidar yapısı içinde yer alan ve onun emirlerinin uygulanmasına hizmet eden bir figürdür. Bu yönüyle bize zulmün kurumsal boyutunu düşündürür. Çünkü bir iktidarın topluma hükmedebilmesi için yalnızca karar verenlere değil, kararları uygulayan mekanizmalara da ihtiyacı vardır.

Bürokrasi, devlet kurumları, bilgi ve teknik imkanlar adaletin yerine kör itaati esas almaya başladığında zulüm kişisel olmaktan çıkar ve kurumsallaşır.

Sonra ise Karun gelir.

Karun'un gücü ise servetidir. Büyük bir servete sahiptir fakat bu serveti bir emanet bir imtihan olarak görmek yerine kendi tahakküm aracı olarak değerlendirir.

Servet yalnızca ekonomik imkan sağlamaz. Statü, itibar ve toplumsal etki de üretir. Zenginlik başarı ölçüsüne, tüketim üstünlük göstergesine dönüştüğünde ekonomik güç kültürel bir tahakküme dönüşebilir.

Bu nedenle Firavun, Haman ve Karun'u birlikte düşündüğümüzde karşımıza üç farklı tahakküm alanı çıkar:

Firavun: Siyasal güç.

Haman: Kurumsal güç.

Karun: Ekonomik güç.

Kur'an bize hem dünün hem de bugünün Firavunlarını, Hamanlarını veya Karunlarını buldurmak gayesine matufken bununla birlikte zalimlere meyletmememiz için bizlere ikazlarda bulunmaktadır. Mühim olan diğer bir husus ise, bu zihniyetlerin nasıl ortaya çıktığını anlayabilmektir.

Güç ne zaman denetimsiz hale gelir? Kurumlar ne zaman adalet yerine itaati korumaya başlar? Servet ne zaman nimetten üstünlük ölçüsüne dönüşür? Ve toplum ne zaman zulme sadece maruz kalan değil, onu normalleştiren bir yapıya dönüşür? İşte Kur'an'ın kıssaları burada geçmişten bugüne uzanan bir muhasebeye dönüşür.

Tevhid tam da burada yalnızca bir inanç cümlesi olmaktan çıkar. "La ilahe illallah", Allah'tan başka hiçbir gücü mutlaklaştırmamayı gerektirir. İktidarları, serveti, makamları, liderleri veya kendi nefsimizi Allah'ın önüne geçirmemektir.

Bu sebeple adalet yalnızca yöneticilerin değişmesiyle gerçekleşmez. Gücün sınırlandırılması, kurumların adaletle işlemesi, servetin sorumluluk bilinciyle kullanılması ve insanın makamından ve servetinden bağımsız olarak değerli görülmesi gerekir.

Yazımıza Prof.Dr. İhsan Fazlıoğlu hocanın şu değerlendirmesiyle son verelim:

"Adalet; politik, ekonomik ve manevi artı gücü elinde bulunduran kuvvetlere karşı zayıf olanı koruma işidir."

PAYLAŞ
Muhammed Antil
Muhammed Antil Sosyoloji • İslam • Düşünce

Sosyoloji, İslam medeniyet tasavvuru ve düşünce alanlarında çalışan bağımsız araştırmacı ve yazar. Yazılarında toplumsal meseleleri dinî, kültürel ve fikrî boyutlarıyla ele alarak insanı, toplumu ve medeniyet fikrini anlamaya odaklanır.