Cumartesi, 12 Eylül 2026
Köşe Yazıları
Muhammed Antil
Köşe Yazısı
Muhammed Antil
Sosyoloji • İslam • Düşünce

Bir Soykırımın En Büyük Şahidi: Sessizlik!

15 Temmuz 2026 · 250 görüntülenme

Tarih bazen insanlığın önüne öyle sahneler koyar ki, artık mesele yalnızca mazlumun çektiği acı değil; o acıya kimlerin sessiz kaldığıdır. Gazze bugün böyle bir sahnedir.

Yıllardır Filistin için yürüyüşler düzenleniyor. Meydanlar doluyor, sloganlar atılıyor, yardım kampanyaları tertip ediliyor, deniz filoları yola çıkıyor. Dünyanın dört bir yanında vicdan sahibi insanlar, zulme karşı seslerini yükseltiyor. Hiç kuşku yok ki her eylem tarifsiz kıymete sahip fakat bütün bu çabaların ardından insan ister istemez şu soruyu sormadan edemiyor: Bunca ses, kimin kulağına ulaştı?

Aktivizm, özünde devletleri ve kurumları harekete geçirmeyi amaçlayan sivil bir vicdan çağrısıdır. Ancak Filistin meselesinde yıllardır sergilenen bu çağrılar, ne İslam dünyasındaki siyasi otoriteleri ne de uluslararası sistemi yöneten güç merkezlerini somut ve caydırıcı adımlar atmaya sevk edebilmiş değildir.

Bugün Gazze'de yaşananlar birkaç aylık ya da yıllık bir çatışmanın bilançosu değildir. Bu, modern çağın gözler önünde gerçekleşen en büyük insani felaketlerinden biridir. İşgalci İsrail ve emperyalist ABD eliyle yüz bin insan hayatını kaybetmiş, yüz binlercesi yaralanmış, milyonlarcası evsiz bırakılmıştır. Şehirler harabeye dönmüş, hastaneler, okullar ve yaşam alanları yok edilmiştir. Fakat belki de en yıkıcı tablo, enkaz altındaki binalar değil; bu yıkım karşısında sergilenen siyasal edilgenliktir.

Çünkü Gazze'de yalnızca insanlar ölmedi. Aynı zamanda uluslararası hukukun ahlaki iddiaları, insan hakları söylemlerinin samimiyeti ve İslam dünyasının ortak hareket etme kabiliyeti de ağır bir sınavdan geçti ve sınıfta kaldı.

Burada görülmesi gereken temel gerçek şudur: Günümüz dünyasında sivil vicdanın çağrıları ile askeri ve ekonomik gücü elinde tutan devasa yapıların kararları arasındaki mesafe giderek açılmış ve hatta kopmuştur. Meydanlarda yükselen sesler, iktidar koridorlarının kalın duvarlarına çarparak geri dönmektedir. Daha da acı olanı, bu sessizliğin yalnızca küresel güçlerden kaynaklanmamasıdır.

Küresel sistem kendi çıkarları doğrultusunda işlemeye devam ederken, birçok yerel yönetim de açık ya da örtülü biçimde bu düzenin sürmesine katkı sunmaktadır. Bazıları ekonomik bağımlılıklarını, bazıları siyasi geleceklerini, bazıları ise iktidarlarının devamını öncelemektedir. Böylece Gazze'de akan kan karşısında göz yaşı döküp, hamaset sergileyen ama risk almayan, bedel ödemeyen ve sorumluluk üstlenmeyen bir siyasal konfor alanı oluşmaktadır.

Asıl dikkat çekici olan ise yaşanan felaketin büyüklüğü ile verilen kurumsal tepkilerin küçüklüğü arasındaki uçurumdur. Yüz bin insanın vahşice katledildiği bir trajedi, bir soykırım karşısında diplomatik kınamalarla yetinilmesi; yüz binlerce yaralının bulunduğu bir tabloda birkaç zirve toplantısının çözüm gibi sunulması; milyonlarca insanın yerinden edildiği bir ortamda etkisiz açıklamaların tekrarlanması, tarihin affetmeyeceği bir yetersizliktir. Bu nedenle mesele yalnızca işgalci İsrail'in saldırgan politikalarıyla veya büyük güçlerin çıkar hesaplarıyla açıklanamaz.

Belki de artık Müslümanların kendilerine daha zor sorular sorması gerekiyor! Yaklaşık iki milyarlık bir nüfus neden böylesine dağınık bir görüntü sergiliyor? Milyarlarca dolarlık ekonomik kapasiteye sahip devletler neden ortak ve caydırıcı bir irade ortaya koyamıyor? Neden halkların vicdanı meydanlarda haykırırken, devletlerin iradesi masalarda susuyor?

Gazze'nin bize gösterdiği en şok edici gerçeklerden biri budur: Sorun yalnızca işgalcinin gücü değil, aynı zamanda ümmetin dağınıklığı; yalnızca saldırganın vahşiliği değil, seyredenlerin ataleti; yalnızca zulmün varlığı değil, hakiki adaleti tesis edecek iradenin yokluğudur.

Bugün Gazze'nin enkazı altında sadece evler ve hayatlar bulunmuyor. Orada aynı zamanda İslam dünyasının siyasi iradesi, uluslararası sistemin ahlaki meşruiyeti ve insanlığın ortak vicdanı da sınanıyor. Tarih, her zamanki gibi, yalnızca zulmedenleri değil; zulüm karşısında susanları da kaydediyor.

PAYLAŞ
Muhammed Antil
Muhammed Antil Sosyoloji • İslam • Düşünce

Sosyoloji, İslam medeniyet tasavvuru ve düşünce alanlarında çalışan bağımsız araştırmacı ve yazar. Yazılarında toplumsal meseleleri dinî, kültürel ve fikrî boyutlarıyla ele alarak insanı, toplumu ve medeniyet fikrini anlamaya odaklanır.