Eğitim, modern dünyanın en çok değer verdiği kavramlardan biridir. Bir toplumun gelişmesi için daha fazla okul, daha fazla üniversite ve daha fazla bilim insanı gerektiği sıkça dile getirilir. Şüphesiz bilgi üretimi, insanlığın en büyük kazanımlarından biridir. Ancak tarih bize başka bir gerçeği de hatırlatır: Bilgi tek başına insanı daha erdemli yapmaz.

İnsanlık tarihinin en büyük yıkımlarının önemli bir kısmı, eğitimsiz insanların değil; alanında son derece yetkin, iyi eğitim almış ve yüksek bilgi birikimine sahip kişiler tarafından mümkün hale getirilmiştir. Çünkü bilgi, ahlaki bir pusulaya sahip olmadığında iyiliğe de kötülüğe de hizmet edebilir.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri İkinci Dünya Savaşı'dır. Atom bombasının geliştirilmesi için yürütülen Manhattan Projesi'nde dönemin en parlak fizikçileri, matematikçileri ve mühendisleri görev aldı. Bu insanların büyük bölümü dünyanın en saygın üniversitelerinde yetişmiş bilim insanlarıydı. Geliştirdikleri teknoloji, bilim tarihinin en büyük başarılarından biri olarak kabul edilirken; aynı teknoloji Hiroşima ve Nagazaki'de yüz binlerce insanın ölümüne, daha fazlasının ise yıllarca sürecek acılar yaşamasına neden oldu.

Benzer şekilde Nazi Almanyası'nın yürüttüğü sistematik soykırım da yalnızca ideolojik fanatiklerin işi değildi. Hukukçular, doktorlar, mühendisler, akademisyenler ve bürokratlar bu mekanizmanın farklı aşamalarında görev aldı. Toplama kamplarındaki insanlık dışı deneyleri yapan kişiler tıp eğitimi almış doktorlardı. Irk teorilerini geliştirenler üniversitelerde çalışan akademisyenlerdi. Bürokratik düzeni kuranlar ise iyi eğitimli devlet görevlileriydi. Bu tablo, diplomanın vicdanın yerine geçemeyeceğini acı şekilde gösterdi.

Yakın tarihte de benzer örnekler görmek mümkündür. Kimyasal silahların geliştirilmesi, biyolojik savaş çalışmaları, kitlesel gözetim teknolojileri ve siber saldırı altyapıları; yüksek teknolojiye hakim bilim insanları ve mühendisler tarafından üretildi. Aynı bilgi birikimi bir yandan insan hayatını kurtaran ilaçlar geliştirirken, diğer yandan milyonlarca insanı tehdit edebilecek araçlar da ortaya çıkarabildi.

Bu durum bilimin veya eğitimin değersiz olduğu anlamına gelmez. Aksine, bilimin ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Güçlü olan her şey gibi bilgi de onu kullanan insanın niyetinden bağımsız değildir. Bir bıçak hayat kurtaran bir cerrahın elinde şifa aracına dönüşebilir; aynı bıçak kötü niyetli birinin elinde cinayet silahı olabilir. Bilgi de böyledir.

Bugün eğitim çoğu zaman meslek sahibi olmak, daha fazla kazanmak veya kariyer yapmak üzerinden tanımlanıyor. Oysa geçmişte birçok medeniyet eğitimi yalnızca bilgi aktarmak olarak görmedi. Karakter, sorumluluk, adalet ve emanet bilinci de eğitimin ayrılmaz parçaları olarak kabul edildi. Çünkü bilgiyi yönlendiren şey, insanın sahip olduğu değerlerdir.

Belki de bugün eğitim üzerine yeniden düşünmemiz gereken nokta tam da burasıdır. Üniversiteler daha başarılı mühendisler, hukukçular veya doktorlar yetiştirebilir. Fakat aynı zamanda daha adil insanlar yetiştirebiliyor mu? Daha güçlü teknolojiler geliştirebiliriz. Peki onları hangi amaçla kullanacağımıza da aynı özeni gösteriyor muyuz?

Eğitimin başarısı, kaç kişinin diploma aldığıyla değil; o insanların topluma nasıl bir katkı sunduğuyla ölçülmelidir. Bilgiyi artırmak önemlidir, fakat bilgiyi ahlaki sorumlulukla buluşturamayan bir eğitim anlayışı, insanlığı daha ileriye taşımakta tek başına yeterli değildir.

Bugün dünyanın en büyük ihtiyacı daha fazla bilgi olmayabilir. Belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, bilgiyi adaletle, merhametle ve sorumlulukla birlikte taşıyabilecek insanlar yetiştirmektir. Tarih bize bunu defalarca gösterdi. Aynı hataları tekrar etmemek ise artık bizim elimizde.